FB Artizan Arıcılık sayfası


Doğal arıcılığın Türkiye’de yayılması için bilgi paylaşımı amaçlı bir sayfa açtım. Genelde “Notlar” bölümünde yararlı uzun yazıları koyacağım. Yakında bir iki video da çekip kovan tiplerini tanıtacağım.

İlgileneler varsa buyrun.

Advertisements

Peynir, Arılar, Bahçe ve Biz


Merhaba sevgili okuyucum, günler geçiyor ve sizleri ihmal ettiğimin farkındayım. Bu aralar işsiz de olduğum için bahçe işleri, arılar, peynir ve salam yapımı ile günlerim geçiyor. Arabamın yağını bile değiştirdim; ortalığı batırdım biraz ama bir dahakine daha deneyimli olarak yaparım. İlk sefer için gene de iyi oldu.

Güney yarımkürede şu anda yaz ortası ama havalar bir acaip. Dün dolu yağdı ve şiddetli rüzgar vardı. Bugün hava kapalı ve serin. Yaz mı sonbahar mı belli değil.

Peynir yapımına ara vermiştik ama iki hafta önce süt gelmeye başladı. İlk olarak hellim yaptım ve bir mavi küflü ile devam ettim. Sırada camembert ve küflü camembert peynirleri var. Arta kalan ve kuruyan peynirleri de rendeleyip pizza için kullanıyorum. 4 çeşit peynirin karışımından çıkan pizza da oldukça lezzetli oluyor. Bu arada ileri seviye peynirler ve olgunlaştırma koşulları hakkında yeni bir kitap da yazmaya başladım. İlk kitabımın devamı iteliğindeki bu ikinci kitap zor peynirlerin nasıl yapılacağı, nasıl olgunlaştırılacağı hakkında ayrıntılı bilgiler ve resimler içeriyor.

Bahçemizde neler oluyor? Çimin ortasına yaptığım patates yeri oldukça iyi görünüyor. Mart ayında hasadını yapacağız. Samanların üzerine zamanı dolan kış bitkilerinden brokoli ve bezelyeleri de keserek attım. Hem besin hemde ek bir kaplama olacak, patatesler güneş görmesin diye.

Patates yerini hazırlarken çocuklarla çok eğlendik.
Bir kaç hafta sonra patatesler boy gösterdi.

Sebze bahçesini değiştirip kutular yaptığımdan bahsetmiştim daha evvel. Kutular benim kompostdan çıkan toprak ve mantar yetiştirmede kullanılan saman gübre karışımı ile dolu. Domates, biber, kara kabak, mısır, patlıcan şu anda yetişen şeyler. Bu kutuları yapmamın sebebi çok yağmurlarda sebze bahçemin su altında kalmasını önlemekti ve işe de yaradı.

Burada havuç ve fasulye yetişiyor.

Burada mısır ve kabak yetişiyor.

Burası salata kısmıydı fakat temizleyip patlıcan ektim. Arka planda görülen iki kutu ise şimdi domates büyütmek ile meşgul.
Kayısı, elmalar, böğürtlen, kurt yemişi (goji bery), bektaşi üzümü (goose berry) bahçemizdeki diğer meyvalar. Seneler ilerleyip ağaçlar büyüdükçe aldığımız meyva oranı da yükselecek. Çilekleri de evin ön tarafına taşımıştım ve bu sene reçel yapamadan tarafımızdan yendi. Taze taze tüketmek daha iyi oluyor sanki. Elmaları korumak için bu sene çoraplara geçirdik. Meyva sineği içinde etrafa sirkeli kapanlar yerleştirdim. Arılarıma bir şey olmasın diye herhangi bir böcek ilacı kullanmıyorum. Peygamber devesi, cırcır böcekleri, değişik tür arılar, ve envayi çeşit böcek ve değişik kuşlar bizim bahçede görünüyor. Hatta geçen gün evin önünde minik bir tavşan gördüm. Umarım bu eko sistem dengeli biçimde devam eder. Ha birde geceleri öten kara kurbağalarımız var.
Şimdi çimin bir kısmına daha göz diktim. Kıvırcık ve bazı salata otlarını burada yetiştireceğim. Tek sorun buraya koyacak toprak kalmadı. Kompost bidonları henüz taze. Birşeyleri karıştırıp samanlı otlu bir toprak yapacağım. Biraz solucan kompostu, biraz gübre, saman ve kırpılmış kağıdı karıştırıp salatalar için bir yer hazırlayacağım.
Arılar da ise durum iyi. Kovan sayımı üçe çıkardım. Yakın zamanda bir arkadaşımın bahçesinden aldığım ufak bir oğulu yeni yaptığım yeşil kovana yerleştirdim. İlk başta 4 litre kadar ısırgan otlu şerbet ile besledim. Bu oğul 5 gün boyunca ağaçta kalmış ve 2 kere sert yağmur yemiş. Durumları ben aldığımda çok fena idi ve anasını da göremedim. Şerbet ile beslenince kendilerine geldiler. Diğer kovandan boş bir petek de verdim. Anasını hala görebilmiş değilim ama yumurta ve yavru var. İlk nesil yavrular geçen hafta ilk uçuşlarını dahi yaptılar.
Yeşil kovan. Tamamı ile artık tahtalardan yapıldı. 1.2 metre boyunda ve yerden 70cm yüksek.
Langstroth kolonim ise oldukça güçlü. İlkbahar başında açtığımda kovanda küf vardı. Temizleyebildiğim kadar temizledim ve yeni kutularını verdim. Şimdi küfden eser yok. Yerini de değiştirdim ve daha güneşli bir yere aldım. Yeni kutulardaki çerçeveleri 2 santimlik şeritle donattım ve Housel yöntemine göre işaretledim. Sezon sonunda bu çerçeveler örülmüş ise tüm kuluçka kısmını değiştireceğim.
Ortadaki küçük Varre kovanda ise henüz bir şey yok. Zaten çok da iyi yapamadım tahta eksikliğinden. Eğer bir oğul yakalarsam buraya girecek.
Gelelim beyaz kovana. Bu Kenya kovandaki koloni çok iyi gidiyor. Şimdiden kuluçka alanını daraltıp fazla balı stoklamaya başladı. Yakında ilk balımızın da tadına bakacağız.
Beyaz kovan var gücüyle çalışıyor.
Bu olayları çocukların görmesi çok önemli.
Yakında bizim caddedeki yalancı akasyalar çiçek açacak. Ağaçlar daha ufak ama her sene bu ağaçlardan gelecek polen ve nektar çoğalacaktır. Şimdilik koloni sayısını 3 ile sınırlıyorum. Biliyorsunuz daha fazlası ticari tavukların yetiştirilme durumundan farksız olur. Eğer polen ve nektar kaynakları yeterli değilse arıların sağlığında problemler çıkabilir.
Doğal arıcılık hakkında bir kaç ingilizce kaynak vereyim.
Eğer Kenya tipi kovanlarla ilgileniyorsanız:
  • Wyatt Mangum. Kitabı çok ayrıntılı ve Kenya ile ticari boyutta iş yapan bir arıcı.
  • Sam Comfort. Blogunda pek çok yararlı bilgi var.
  • Philip Chandler. Hem kitabı hem forumları güzel bilgilerle dolu.

Eğer Varre kovanlarla ilgileniyorsanız:

Langstroth kovanlar ile doğal arıcılık için:

Hafta sonu ufak bir Kenya kovan daha yaptım ve ruşet olarak kullanıp ana arı yetiştirmeye çalışacağım. Miller metodu ile küçük çapta bir kaç ana arı yetiştirsem bana yeter. Bu işe girişmemin sebebi kendime ve bir kaç arkadaşıma ana arı sağlayabilmek ve ilkbaharda güçlü kolonileri bölerek oğula çıkmayı azaltmak.

Sadece 65cm uzunluğunda. Ortadan bölerek iki bölme şeklinde kullanacağım. Gene atık tahtaları değerlendirdim. Altta hızar makinem görülüyor. Özellikle çıtaları yaparken çok işe yarıyor.

Öndeki giriş delikleri biraz ufak oldu ama yukarıya bir havalandırma penceresi açılacak.
Çıtaları 33mm kestim. Dar olan bu çıtalar kuluçka için iyi. Zaten diğer kovandan da yumurtalı ve ballı çıtalar gelecek.

Salam sucuk gibi et mamüllerinde ise bizim geleneksel fıstıklı ve yeşil üzümlü salamı yapmayı deneyeceğim. Ecnebilerin Mortadella salamına yakın ama tabii sadece dana eti ve yağı kullanarak yapacağım. Tütsü konusunda ise sık sık yaptığım tavuk, hindi yanında somon ve hazır sosisleri de deniyorum. Özellikle daha önce verdiğim Rakılı Somon tütsüde çok iyi sonuç verdi. Anason tadını sevmeyen bir kaç arkadaşım bile beğenerek yediler. Tütsü fırınımın aroması balık ile değişir mi diye düşünüyordum fakat herhangi bir sorun olmadı.

İşte böyle sevgili okuyucu. Sağlıcakla.

Hobi Arıcılık hakkında kitap


Sevgili okuyucum, pek yakında hobi ve şehir arıcılığı konusunda bir e-book yayınlayacağım. Uzun zamandır konu üzerinde çalışıyor ve denemeler yapıyorum. Şu anda 2 Kenya ve 1 Langstroth kovan ile şehrin ortasında doğal olarak bal üretmekteyim. Oldukça zevkli bir uğraş olduğunu zaten blog girdilerimden takip ediyorsunuzdur. :-))

Kitabımın ilk 6 sayfasını buradan indirebilir ve “içindekiler” kısmına göz atabilirsiniz. Kitabın giriş kısmını da aşağıdan okuyabilirsiniz.

Hobi arıcılık son yıllarda arı kolonilerinin azalmasıyla birlikte Avrupa ve Amerika’da gözde hobilerden biri haline gelmeye başlamıştır. Günümüzün başlıca bilgi taşıma aracı olan internet ise bu tür akımları besleyen yegane altyapı halindedir. Genelde genç neslin internet kullandığı düşünülürse, neden gençler arasında yaygınlaşan bir hobi olduğunu da anlayabiliriz. İngiltere’de lise çağındaki çocukların şehirde arıcılık yapması ve hatta ürünlerini mahalle pazarında satmaları nedeniyle İngiltere Arıcılık Birliğinin kovan ve koloni yardımında bulunduğu da sevindirici haberler arasındadır. Hatta Londra’da kayıtlı kovan sayısı nektar kapasitesinin üstüne çıkmıştır. Şimdi belediye nektar verebilecek bitki ve ağaçları dikmek için girişimde bulunuyor.

Eğer bilgisayarınızdan okuduğunuz bu kitap arıcılık hakkında edindiğiniz tek kitap ise, tavsiyem konu hakkında daha farklı kaynaklardan da bilgi almanızdır. Bu kitap arıcılık konusunda her türlü bilgiyi içermiyor. Öte yandan konvansiyonel arıcılığı da kötüleme amacı gütmemektedir. Bu kitabı açık fikirlilikle ve önyargısız okursanız eminim pek çok yararlı fikir görüp feyz alacaksınız. Temel olarak arı kolonisi ve kovan modelleri hakkında bilginiz olduğunu varsayıyorum.

Arıcılık modeliniz ne olursa olsun, o modelin kurallarına harfiyen uymak yapacağınız en önemli şeydir. Benim farkına vardığım bir şey ise, bu iş de yıllarını vermiş arıcıların söylediği her metodun bir karşıtının muhakkak olduğudur. Bunun sebebi ise farklı coğrafyada yaşayan arıcıların metodlarının da birbirine zıt olabileceğidir. Öyle ki Marmara Ereğlisi’nde kullanılan metodu getirip Ankara’da kullanmaya kalkarsanız sonuçları hezimet olabiliyor. Bu kitabın içinde de karşıt yöntemler olması sizi şaşırtmasın.

Çağımızda arıcılık bilgisi, hızla paylaşılıp uygulandığı için sonuçları hızlı görülebilmekte ve karşılaşılan problemlere hızlı çözümler bulunabilmektedir. Herkesin ortaklaşa yazıp çizdiği forum ve blog gibi bilgi paylaşım ortamları aynı zamanda farklı kültürlere ait arıcılık bilgilerinin de dilimize çevrilip serbestçe dolaşabilmesine imkan vermiş ve sonuçta bu işle uğraşan profesyonellere ve hobicilere yeni ufuklar açmıştır.

Ben hobi olarak arıcılığa başlarken konu hakkında en ufak bir bilgim yoktu. İlk olarak internette forum gibi bir oluşum var mı diye baktım. Bir değil bir kaç oluşuma rastladım ve buralardan özümsenecek bilgi oldukça üst seviyede ve kaliteli. Bütün gün bilgisayar karşısında oturduğum için de bunları okuyacak kadar vaktim var sayılır, tabii işverenim erişimimi kısıtlamazsa.

İkinci olarak şehir kütüphanesinde ki kitapları araştırdım. Yerel olarak uygulanan arıcılık modelleri farklı farklıdır. Amacım yerel bir yazarın yazdığı kitabı okumaktı. 4 adet kitap da kütüphaneden aldım ve okuduktan sonra bazı sayfalarını fotokopi çekip geri verdim. Tabii bu kitapların hepsi ticari ve konvansiyonel arıcılık ve metodları üzerine kurulu, sadece arıcının rahatını düşünerek yazılmış kitaplardı.

Yerel Arıcılık kulübünün toplantılarından bazılarına da katıldım. İleri de bu gruba üye olmayı da düşünebilirim. Aynı kafadan insanlarla tanışmak güzel oluyor.

Arıcılık hakkında okudukça kullanılan ekipmanın da çok fazla nakit ve yer harcayacağına kanaat getirdim. Tam teçhizatlı bir kovan almaya kalktığınızda işin maliyet yönü çok düşündürücü oluyor. Ayrıca bu kadar fazla teçhizatın olması da başımı döndürdü. Lise çağında veya kıt kanaat bir işde çalışan kişinin bu hobiye girmesi oldukça zor gibi görünüyordu. Ben de bu kadar parayı harcamadan evvel evdeki patronumdan izin almam gerekir :-).

Beni tanıyanlar ve bloglarımı okuyanlar bilir ki “doğallık” benim için çok önemlidir. Zaten bu yüzden pek çok yiyeceği evde yapmaya ya da üretmeye çalışıyorum. Bu arıcılığın da doğal bir yöntemi muhakkak vardır diye araştırma yapınca olayın boyutlarını da ortaya çıkardım. Doğal arıcılık diye bir şey var ve konvansiyonel arıcılığın tam tersi bir uygulama. Tabii ki bu yöntemin amacı kar değil. Ticari boyutlarda üretim yapabilmek gibi bir sıkıntımız yok. Kendimize yetecek kadar veya en fazla bir kaç komuşumuza verecek kadar bal üretsek yeter ki eminim 2 sene içinde tüketebileceğinizden çok daha fazla bal hasadı yapacaksınız. Kovanlarımızında sayısı az olduğundan herhangi bir standardı takip etmemize gerek yok.

Bu yüzden bu rehberi kaleme alarak hobi arıcılığına başlayacak kişilerin belli temel bilgileri kolayca almasını hedefledim. Doğal arıcılık ne demektir, rutin hayatımızın doğal bir parçası haline nasıl getirilir, yapılacak işler ve gerekli ekipman nelerdir burada detaylı olarak anlattım. Baştan söylemeliyim ki hobi arıcılığı verimli olduğu kadar zevklidir de ama bu hiç sokulmayacaksınız anlamına gelmez. Fakat onun da sebepleri var, yeri gelince değineceğiz.

Arıcılık sanıldığı kadar zor değildir. Yılda iki kere kovanları ziyaret etmenin neresi zor olabilir ki? Ayrıca her hobi arıcıyı bu işten vazgeçiren “maliyet” de oldukça düşürülebilir. Maliyeti düşürmek elinizde olduğu gibi balınızı yakın dostlarınıza satmak da ek bir gelir getirebilir. Ama hiç bir zaman bu hobiyi ticari boyutlara getirmeyin. Hem sıkıntı yaratır, hemde vaktinizden çalar. Harcadığınız parayı amorti etmenin en kolay yolu kovanıyla beraber koloniyi satmak olabilir. Bu konuda duyduğum en iyi tavsiye kendinize kovan yaparken iki tane yapmanız ve birini satmanız. Böylece tüm masrafı bir kerede çıkartıyorsunuz.

Ben kovanlarımı yakındaki bir kaç inşaattan, atılmış tahtaları değerlendirerek yaptım. Müteahhitler artık beni tanır hale gelmişti ve tahtaları benim için bir kenara ayırıyorlardı. Ne yaptığımı da bildikleri için mutluydular. En azından atık tahtalar bir işe yarıyordu. Yalnız MDF denilen tahta türüne dikkat edin. Bu tahta (tahta demeye bin şahit ister) talaşdan ve bazı yapıştırıcı maddeler kullanılarak üretilmiştir. Aşındığı veya zımparalandığı zaman toksik bazı kimyasalları salar ve tozunun solunması iyi değildir. Kovan yapımı için de uygun değildir ama dış kaplama için uygundur (eğer boya ile su / yağmur yalıtımı yaparsanız). Son yaptığım Kenya kovanın tahtası 1cm kalınlığında idi ve MDF ile kaplayarak kalınlığı 3cm’ye çıkardım. Tüm kovan yeniden değerlendirilmiş atık tahtalardan yapıldı. Biraz ağır oldu ama taşınmayacağı için problem yok.

Eğer arıcılık hakkında herkesin rahatça fikir beyan edebildiği, seviyeli ve kaliteli bir ortam arıyorsanız sizi forumlarımıza bekleriz.


Holistik Yaklaşımla Kovan Yeri Tayini


Bilimsel metodların son bir kaç yüzyılda ortaya çıktığını ve bilimin günlük problemlere bilimsel çözümler ürettiğini biliyoruz. Bilimsel metodların ise dünya ve evrende olup biten her şeyi açıklamaya yetmeyeceğini de görüyoruz. Binlerce yıldır canlılar dünya üzerinde yaşamlarını sürdürürken doğanın gereklerine göre hayatlarını düzenlemişler, mevsimlere göre yaşamışlar ve bilimsel metodlarla tam olarak açıklanamasa da kendi geleneksel yöntemleri ile gözle görülür ve tekrarlanabilir sonuçlara ulaşmayı başarmışlardır. Sırf açıklanamıyor veya bilimsel olarak imkansız diye bir geleneksel metodu tamamı ile gözardı etmek olmaz. Ortada çalışan ve istenen sonucu üreten bir şey var! Zaten bilimsel metodlar da gözlem ve sonuç ile başlayarak ortaya çıkartılmamış mı?
Arıcılık forumlarından birinde takılırken John Harding isimli bir yazardan haberim oldu. Yazar, 18 yıldır yaptığı gözlemler ve 300 kadar kovan ile denemelerinden belli sonuçlar çıkarmış ve kovanların nereye koyulacağını belirlemiş. Harding, varre veya kenya kovanları ile çalışmamış. Konvansiyonel metodlarla arıcılık yapan biri. Bilimsel bir metodu olmadığını da baştan söyleyeyim zira Harding’de kendisinin akademisyen veya bilim insanı olmadığını vurgulayarak söylüyor.
Ben genelde bilimsel metodlarla desteklenen fikirleri benimserim. Üniversitede iken ruhsal ve manevi konularla oldukça fazla uğraşmış olsam da ilerleyen zaman içinde ve çevremin değişmesi ile bilimsel kısım daha ağır basmaya başladı. Homeopathy, biyo-organik tarım, ay takvimine göre tohum ekmek bana saçmalık gibi gelen şeylerden bir kaçı. DNA Aktivasyonu, aura temizleme, kristallerle iyileştirme falan da benden uzak dursun. Fakat inandığım bir şey var; insanoğlunun beyin gücü ve bedenimize yaptırtabileceği şeyler algılama seviyesini o kadar değiştiriyor ki, yaşadığımız gerçekliği değiştirecek boyutlara varıyor. Bu durumda “gerçekliği” sorguluyor insan. Neyse konuyu dağıtmayalım.
Harding’e göre:
Evrendeki her madde belli frekanslarda titreşir. Üzerinde yaşadığımız Dünya’nın temel bir titreşim frekansı vardır. Dünya’nın temel titreşim frekansı, kaya oluşumları, toprak kompozisyonu ve su miktarına göre de değişir. Yüksek gerilim hatları, haberleşme hatları ve insanoğlunun ürettiği her türlü düzenek ve yapı bu frekansları değiştirir.
Arılar kendi hallerine bırakıldığında seçtikleri yuvalar genelde yüksek titreşimli hatların üzerinde yer alan noktalardır. BBC televizyonunda ses mühendisliği yapan Eddie Woods, 60 yıl kadar önce, arıların çıkardığı vınıltıyı ölçmüş ve 190Hz ile 250Hz arasında olduğunu ve oğula çıkma öncesinde ise 300Hz olduğunu keşfetmiştir. Bu durumda arıların normal çalışma frekansı 250Hz diyebiliriz. Geopatik Stres hatlarında da bu frekans mevcuttur (nasıl ölçüldüğü konusunda herhangi bir yorum yok bu 250Hz’in). Dünya’nın etrafını bir ağ gibi sarıyor bu Geopatik Stres Hatları. Göç eden kuşların ve pek çok böceğin bu hatlara göre hareket ettiği bilinir. Dünyanın normal titreşim frekansı ise NASA’ya göre 7.83Hz’dir.
Arılar 250Hz ile titreşim yayıyor…
Geopatik Stres Hatları da 250Hz titreşim yayıyor…
İki farklı olgudan söz ediyoruz. Peki bunları nasıl birleştireceğiz? Şimdi Tibetteki rahipleri düşünelim. Belli bir ses çıkararak meditasyon yaparlar. Eğer bu çıkardıkları ses Dünya’nın frekansına yada o anda bulundukları yerin frekansına eşitse aynen bir gitarın tellerinin akort edilmesi gibi bir ahenk doğmaz mı? Bulunan yerin titreşimi ile meditasyon yapan rahibin çıkardığı ses de birbirine akort edilmişdir. Bu da çeşitli ezoterik bilgilerde sağlıklı yaşamın bir anahtarı olarak veriliyor.
Arılar çıkardıkları 250Hz’lik vibrasyonu kullanarak haberleşme, zararlıları kovma ve kovan ısısını kontrol etme işlerini yapıyorlar. Ancak kovan Geopatik Stres Hatları üzerinde değilse yani doğal olarak 250Hz titreşim bulunan bir yerde değilse arılar daha fazla enerji harcayarak bu titreşimi sağlayacaklardır. (Bu cümlenin benim aklıma yatmadığını şimdiden söyleyeyim.) Dolayısı ile bulundukları yerin titreşimi ile akortta olmayacaklardır.
Dünyanın titreşiminin su ve kaya oluşumlarından etkilendiğini söylemiştik. Geopatik Stres Hatlarının da dünyanın milyonlarca yıllık evriminde derin yer altı su kaynaklarına etki ettiği ve bu kesişim noktalarına göre düzenlendiği söyleniyor. Bu durumda suyunda etkisi ile titreşim frekansında bir yükselme olduğu belirtiliyor. (Okuyucularım arasında jeolog olup da küfür etmeye hazırlananlar varsa buyrun J)
250Hz titreşimde olan Geopatik Stres Hatlarının kesişim noktaları, kovandan çıkan oğulları çektiği gözlemlenmiş. Bu yerlere koyulan oğul kapanları yılda bir kaç adet oğul yakalamış. (miş’li geçmiş zamana dikkatinizi çekerim.) Ayrıca ani kovan terki yaşanan kovanların da düşük titreşimli bölgelere yerleştirildiği gözlemlenmiş.
Sheffield üniversitesinde Varroa Hijyenik Davranışı üzerine araştırma yapılan bir laboratuarda inceleme yapması ve hipotezini sunması için çağrılan Harding, bölgede en iyi VHD sonuçlarını veren kovanların Geopatik Stres Hatlarının üzerine konulduğunu da farketmiş.
Geopatik Stres Hatlarının üzerinde duran kovanların oğul verme seviyesi de düşmüş veya toptan ortadan kalkmış. Doğru titreşim hattı üzerinde duran kovandaki arıların da daha fazla bal yaptığı gözlemlenmiş. (Bu cümle ilk önce kafama yatmamıştı ve yazmayacaktım ama eğer 250Hz’lik bölgede daha az enerji harcayarak yaşamlarını sürdürüyorlarsa bu da demek oluyor ki daha az bal tüketiyorlar ve fazla bal arta kalıyor. Yani üretim fazla değil hatta aynı ama tüketim azalıyor, dolayısı ile fazla bal bize kalıyor.)
Varroa içinde bazı deneyler yapan Harding, Geopatik Stres Hatlarında ki kovanların neredeyse Varroayı tamamen bertaraf ettiğini söylüyor. Hatta bazı kovanlarında hiç Varroa görülmediğini de devletin kovan müfettişleri vasıtası ile onaylatmış.
Geopatik Stres Hatları doğu öğretilerinin Feng-Shui felsefesi ile aynı. Ha şunu da belirteyim ki Geopatik Stres Hatlarının kesiştiği noktalar insanlar için iyi değil.
Geopatik stres hatlarını nasıl bulacağız? Bunun için iki yolumuz var:
1-    Oğula çıkan arıların ilk kondukları yerleri tesbit edin. Bu yerler genellikle GSH üzerinde oluyormuş. Ayrıca doğal ağaç kovuklarında yaşayan koloniler varsa bunlarında yerlerini tesbit edin hatta harita üzerinde bu noktaları işaretleyerek belli bir düzende gidip gitmediğini kontrol edin. Eşek arıları ve bombuslarda aynı hatlar üzerinde yuva yaparmış.
2-    Dowsing metodu. Bilimsel olarak bir dayanağı olmayan bu metod elinizde tuttuğunuz Y şeklindeki bir çubukla dolaşırken Geopatik Stres Hatlarını bulmayı “düşünmekten” ibaret. Hattı bulduğunuzda çubukta aşağı doğru eğilme oluyor.
Şimdi elimizde bir varsayım var. Bilimsel metodlarla kanıtlanamıyor ama John Harding sıfır Varroa ile arıcılık yaptığını, tüm kovanlarının GSH üzerinde olduğunu süylüyor, hatta bu konuda bir de kitap yazmış.
Eğer bu metodu denersek ne kaybederiz? Hiç bir şey. Peki bu metod söylendiği gibi çalışırsa ne kazanırız? Varroasız bir kovan, daha fazla arta kalan bal ve sağlıklı koloniler. Her ne kadar kocakarı ilacı gibi görünse de denemeye değer mi? Elbette…

Permapikültür


Arjantinli Oscar Perone Beyden daha önce bahsetmiştim sanırım. aricilik.gen.tr forumumuzda da konuyla ilgili ayrıntılı bir iki yazı yazmıştım şurada ve şurada.

Diğer ingilizce forumda ise Oscar Beyin kendisi ile tercümanlar aracılığı ile sorular sorup kafasını epey ağrıtttım.
En sonunda yeni yaptığı tasarımı Türkçe’ye çevirip buradan yayınladım. Dökümanı indirip Perone v2.0 kovan tasarımı hakkında bilgi alabilirsiniz.

Warre Kovan


İkinci el hızar tezgahı aldım. Amacım kendi kovanlarımı yapmak. Tahta içinde yakınlarda bir firma buldum. Elimdeki yÜÇK (yatay üstten çıtalı karakovan) ve Langstroth kovanı Warre tipine dönüştürmek.
Bu arada Teknik Arıcılık forumumuzda bir karar alarak Warre tipi kovanlara Varre ve Topbar kovanlara Kenya demeye başladık. Böylece kavram karmaşası olmayacak. Kısaltma ile de uğraşmayacağız.
Yeni kovanlarımı yaparken öncelikle tahtaların kesilerek Varre boyutlarına getirilmesi. Hızar oldukça tehlikeli bir alet. Biraz kullandım ve elimi alıştırdım. Tahtalar kesildikten sonra kenarlarını el rendesi ile düzelteceğim. Böylece kutu çakıldığında hiç boşluk kalmamış olacak.
Daha sonra 1 litre bezir yağı ve 50ml balmumunu ısıtarak tahtaları bu karışıma yatırıyoruz. Neredeyse kaynamak üzere olan bu karışım da tahtalar 10 dakika duruyor. Bu işlem tahtanın ömrünü arttırdığı gibi bakteriyel zararlıları da öldürüyor. Bir nevi pastörize işlemi yani. bu karışıma çam terebentini veya nane yağı katılarak kovanların hoş bir koku alması da sağlanabilir.
Tahtaları kuruması için 1 ay kadar bekletmek gerekiyor. Bu kurumadan sonra tahtalara boya vurulabilir yada cila atılarak parlatılabilir. Netde bulduğum balmumu ile yapılan cila tarifini deneyeceğim.
Çatı olarak bir Varre usulü izoleli nem çeken çatı bir de Roger Delon usulü tamamı ile izole çatı yapacağım. Deneme amaçlı olacak ve hangisinin benim iklim şartlarıma uygun olduğunu göreceğiz. Yada kış ve yaz için farklı çatılar bile kullanabilirim.

Üst çıta bezi de kahve çuvallarından yapıldı. burada kahve kavuran bir yerden bu çuvalları bedava alıyorum. Zaten ben değerlendirmesem çöpe gidecekler. Çavdar ve su karışımını bir fırça yardımı ile çuval parçalarına sürdüm. Bir çuvaldan 4 adet kovan örtü bezi çıkıyor.

Taban tahtasınıda hem Warre hem Roger Delon tarzında iki tane yapacağım.
Kovan kutuları 215mm derinlikte olacak Delon’u takip ediyorum yani. Temel petek kullanmayacağım.

Varroa için bu tür ızgaralı ve çekmeceli altlıklarda var.

Delon bu tip çerçeve kullanmış. Bilgi olması açısından burada veriyorum. Delon ticari olarak yaptığı için bu metodu üretmiş ama Varreciler kesinlikle temel peteğe karşı.

Bu da iyi bir gözlem. Delon’un yazdığı Stabil atmosferli kovan makalesinde arının salkım boyutunun kışın 30cm çapında olduğunu ve bahar ile ısınan hava ile genişlediğini yazmış. Bu durumda Langstroth kovan bundan büyük oluyor.
Langstroth kovanım yeni kutularına kavuştu. Taban ve tavanını yaptım. Umarım kışlama bu kutularda iyi olur. Eski kutuları o kadar harap durumdaydı ki, değiştirdiğim için çok mutluyum. Umarım arılarda mutlu olur.

Bahçenin bu kısmındaki otları ve bitkileri kaldırdım. Mevsimde bittiği için temizlendi. Seneye buraya arı otu ve biberiye ekeceğim. Bir miktarda yeşillik olacak.

Kovanın önden görünüşü. Üstteki tavana dikkat edin. Teleskopik diye adlandırılan bu model kovan kutularını üstten örtüyor. Ayrıca içinde 5 santimlik hava olan kapalı bir bölme var. Onun altında ince bir strofor ve onun altında da termal bant bulunuyor. En altta da Varre kovanlardan esinlendiğim ve çavdar unu + su karışımı ile sıvadığım kahve çuvalı var. Umarım iyi bir termal koruma sağlar bu çatı. Bir kaç hafta sonra açıp bakmayı düşünüyorum. Eğer damlacık halinde su görürsem, başka bir yöntem düşünecepğim yada Varre tipi izole kutusu yapacağım.

Giriş deliğini daraltmak için bu tahta parçasını kullanıyorum.  Soğuk havalarda çok işe yarayacak. Yanlız bu tahtaya herhangi bir yağ veya boya sürmedim o yüzden çabuk bozulabilir.

Kenya kovanımın girişi. Kenya kovanda yeterli stok var mı bilmiyorum. Bir türlü havalar iyi gitmedi ve açıp bakamadım. Hallerinden şu anda mutlu görünüyorlar. Kış sonuna doğru bir teşvik beslemesi yapabilirim. Ondan sonra da bir daha beslemem sanırım.

Evin arkasındaki arılığım. Komşulardan henüz bir şikayet almadım. Zaten arılarımın uçuş güzergahı evlerin üzerinden gidiyor.
Kolay Gelsin.

Arıcılık Hakkında Foruma Gelin


Teknik Arıcılık Bilgi Paylaşma Forumu, Türkiye’nin en büyük arıcılık forumu ve bu forumda sürdürülebilir arıcılık, warre ve topbar kovanlar hakkında bir bölüm açıldı. Türkiye’deki konvansiyonel arıcılar arasında Topbar (yÜÇK) ve Warre (dÜÇK) kullananlar azda olsa var. Olayın “sürdürülebilirlik” kısmı ise felsefe olarak beyinlerde yer etmeye başladı. Ben ve silah arkadaşlarım Sedat ve İstemi beyler de bu kısmın muhtarı seçildik.

yÜÇK ve dÜÇK ile doğal arıcılığı bu şekilde yaymaya çalışıyoruz. Hobi amaçlı bu işe girmek isteyenleri forumumuza bekleriz.