Yeni İş, Yeni Bilgisayar


Uzunca bir süre laptoplar ile takıldıktan sonra bu işin laptopla olmayacağına kanaat getirdim. Acer laptopumun BIOS’unu hack edip virtualization modunu bile açmıştım. Fakat zaten düşük olan CPU ve RAM benim işlerim için yetersizdi. Birde üstüne 64bit işletim sistemi kurulunca bu iş hiç olmayacak dedim. Dell Alienware bir laptop bile alsam ki paraya yazık olurdu, bana yetmeyecekti. Amacım zaten portable olmak değil.

Benim yapmak istediğim işler şunlar.
MAC OS kurup IOS geliştirmeye bakmak,
Android geliştirmeye bakmak,
LAMP sunucu kurup OsCommerce, WordPress, Drupal gibi projeleri denemek,
SQL Server, Oracle gibi veritabanlarını kurmak,
Visual Studio zaten olmazsa olmaz, fakat endüstriyel kurulumları deneyebilmek ve en azından iki sunuculu bir cluster oluşturabilmek,
Linux veya Solaris tabanlı sunucu sistemlerini kurmak ve kullanmak,
Aklıma gelecek şeyleri donanım problemleri olmadan deneyebilmek istiyordum.

Bu kadar iş için kaç tane bilgisayar gerekir siz hesaplayın. İşin içinden çıkılacak gibi değil. Belki bende biraz maymun iştahlığı yapıyorum ama bana bunlar sanki minimum ihtiyaçlar gibi geliyor.

Yukarıdaki gereksinimlerimin çoğu sanal işletim sistemleri ile çözülebilir. Seçeneklerden biri VMWare diğeri ise Oracle’ın Virtual Box programı. Biraz araştırınca torrent veya özel sitelerde istediğiniz işletim sistemini kurulu ve çalışır halde indirmenizin mümkün olduğunu göreceksiniz. Hatta Android tablet sürümünü veya MAC OS sürümünü bile indirebiliyorsunuz. Eğer birden fazla sanal işletim sistemi çalıştıracaksanız, CPU ve RAM ihtiyaçları çoğalıyor. Sistemin boğulmaması için en güçlü CPU ve en fazla RAM tercih sebebimdi. Ek olarak hızlı birde sabit disk.

Benim topladığım bilgisayarın son hali şu şekilde oldu:
thermaltake1Anakart: ASUS Sabertooth-990FX /R2 990FX AM3
CPU: AMD AM3+ x8 FX-8350 4.0Ghz/8Core/16M/125W
RAM: Patriot Signature 8GBX4 Single DDR3 1333 – PSD38G13332H
Ekran kartı: Gigabyte R7870-2GD5TOC 2G DDR5 7870-OC PCI-E
Disk: Hitachi 3.5″ Deskstar 0F12117 2TB 32M SATA III HDD
Kasa: Thermaltake VN450A1W2A Commander MS-I USB3.0 Mid Tower Case w/500W. PSU
Monitör: LG 27″ 5ms 1920×1080 HDMI,DVI,USB Hub,SPK Height Adjustment. LED Backlight LCD Monitor
Wireless kart: ASUS PCE-N15 PCI-E 300M Wireless-N Network Card

Ek olarak WD 3TB USB3.0 harici disk zaten vardı.

Toplam 32GB RAM ve 8 core CPU ile sanırım 6 adet sanal işletim sistemini sorunsuz çalıştırabilirim. Alalı 2 hafta oldu ve şimdilik en fazla 3 tane sanal sistem çalıştırdım ve performans çok iyi. Monitörün geniş olması her programı yerleştirmenize yarıyor. Aleti tam olarak kurmak zaman alacak ama şimdilik iyi gidiyor. Windows 8’i tam olarak kullanabiliyorum, 64 bit olması da sanal sunucu sistemlerinin kurulumu için iyi oluyor. Çok oyun oynamasam da istediğim oyunu da rahatça oynayabilirim. AMD işlemcisini ise fiyat farkından dolayı tercih ettim.

Yukarıdaki sistemin yavaş olan bir unsuru var. Bunu bulabilecek misiniz?

Agile–Scrum


734155_10152852675895634_559282557_n

İşte uygulamaya kalktığınızda her şeyini kullanamadığınız, organizasyonun gereksinimlerine göre değişikliğe uğramış, yapılan işlere göre şekil almış, sizinde geliştirdiğiniz bir kaç teknikle harmanlanmış proje yönetimi. Yukarıdaki Bruce Lee resimleri de bunu anlatıyor.

Gerçektende uygulama sahasında öyle kitaplarda yazıldığı gibi harfiyen uygulayamıyorsunuz. Tabii organizasyonun belli bir eko-sistemi var. Patron, patron gibi hissetmek istiyor, işi yapanlar “bu konuyu en iyi biz biliyoruz” diyor. Arada kalan Kurumsal Mimar ne yapsın. İkisinin arasında patlamadan bir şeyler halletmeye çalışıyor.

En komiği şu. Çaktırmadan Agile kurallarını uygulamak, araya Scrum karıştırmak, aylık sprintler yapıp çaktırmadan işleri bitirmek.

Sonra sonuçları gören patronun mutluluktan sırıtması.

Wetware–İnsan İlişkileri


Senelerdir bilişim sektörünün içindeyim. Genelde hükümet departmanlarında çalıştığım için, bilişim sektörünün insan ilişkileri kısmını daha iyi kavradım. İşin teknolojik yanından çok bu tür işlere kafa yoruyorum.

– Bir müşteri var
– Gereksinim analizi yapacaksın
– Aynı zamanda sistemin çalışacağı alt yapıyı tasarlayacaksın
– Organizasyon içindeki diğer sistemlerle entegre olacak
– Harici sistemlerle entegre olacak
– Dışarıya hizmet sunacak

– Bir müşteri var
Müşteri yazılımı kullanacak kişi. Organizasyon içindeki bir birim. Bu kişi(ler) ile olan ilişkin yazılımın kalitesini belirleyecek. Eğer istediğin an müşteriye erişemiyorsan, bürokratik yollardan geçmen gerekiyorsa, müşteriye değil bu işe atanmış kişilerle görüşüyorsan; bu problemleri yöneticilerine belirtmen lazım.

– Gereksinim analizi yapacaksın
Yaptığın analizi bilgisayarlar için değil, insanlar için yapıyorsun. Analiz sırasında bilgi sistemlerini düşünüyorsan, veri tabanını, ekranları düşüyorsan bil ki analizini bilgisayarlar için yapıyorsun. Bunun hakkında daha evvel yazmıştım. Müşterinin problemini müşteri için çözmen gerekir. Sonra ki adım o çözümü bilgisayarlar ile uygulamaktır. “Uygulama” bu yüzden bir uygulamadır.

– Aynı zamanda sistemin çalışacağı alt yapıyı tasarlayacaksın
Alt yapıyı sağlamak için gerekli donanım, network, yedekleme, destek konularında hizmet verecek birimler gene insanlar. Bu kişilerle iyi ilişkide olmazsan ileride çıkacak problemleri çözmek çok uzun zaman alabilir. Daha projenin başında alt yapı gereksinimleri ortadadır. Mevcut alt yapı kapasitesi nedir, nasıl yeni donanım istenir, bunun için bütçe yeterli midir, kurulum nasıl yapacak, kim yapacak, na zaman yapacak, özel ekipman gerekiyor mu gibi soruların cevapları kişilerden gelecek.

– Organizasyon içindeki diğer sistemlerle entegre olacak
Bu “diğer” sistemlere bakan kişiler ve ekipler senin en yakın arkadaşın gibi olmalılar. Analiz aşamasında bu entegrasyonun sınırları iyi çizilmezse, ilerleyen zamanlarda tamiri, bütçe açıklarına neden olabilir. Entegrasyon analizi sırasında diğer sistemlerin sabit kaldığını varsaymak çok yanıltıcı olur. Sizin bu ekiplerle olan ilişkiniz güncellemeleri de ilk ağızdan ve erkenden öğrenmenizi ve analizlerinizi doğru olarak güncellemenizi sağlar.

– Harici sistemlerle entegre olacak
Organizasyon dışındaki sistemlerin sahipleri de bizim yakın dostumuz gibi olmalı. Dökümanlardan dış sistemlerin özelliklerini okursunuz ama dış sistemlerin güncel halini ancak kişilerden sorarak öğrenebilirsiniz.

– Dışarıya hizmet sunacak.
Sunulan hizmetleri kullanacak firma ve kişilerin ne istediğini biliyor muyuz? Bu kişilerle ilişkimiz nasıl olacak; iletişim mekanizmamız nasıl olacak hiç düşündük mü?

Yukarıda saydığım maddelerin birini dahi yapmıyorsanız, proje için risk oluştururlar.

Öte yandan teknik alt yapı önemini yitirmiş değil. Sakın böyle düşünmeyin. Sizin teknik alt yapınız projenin parçalarını birbirine yapıştıran yapışkan gibidir.
– Programla dili
– Kullanılan araçlar
– Donanım alt yapısı
– Ağ ve haberleşme alt yapısı
– Yedekleme ve geri dönüş uygulamaları
– Veri tabanı kurulum, yedekleme
– Cluster biçiminde sunucu kurulumu ve bunları örneğin F5 kullanılarak yapılandırılması
– Web sunucuları ve kurulması
– Sunucu işletim sistemleri
– Özel donanım gereksinimleri
Gibi pek çok teknik konu sizin gözetiminizdedir. Bu konulardaki bilginiz ve deneyiminiz, organizasyonun sunduğu alt yapı ile birleşince size ve projelerinize yeni ufuklar açacaktır.

İş Değiştirmek


Neredeyse 4 yıldır bloguma yazamıyordum, sizi neden yazamıyordum bahaneleri ile boğmayacağım. Bu 4 yılda da boş oturmadım tabii ki. Günlük işim yazılım mühendisliği. 10 yıldır kontrat bazlı Avustralya Maliye Bakanlığında çalışıyordum. Çıksam mı çıkmasam mı diye düşünürken devletin mali sıkıntıları yüzünden sözleşme sonunda ayrıldım.

Bu süre zarfında bir hükümet departmanında işlerin nasıl bürokratik çukurlara düşmeden hallolacağını kavrayıp uyguladım. Yaptığım bazı işler örnek olarak gösterildi. Bazı tavsiyelerim kulak arkası edildi. Kimisi de değiştirilerek uygulandı.

Bu 10 senelik görev ilk başlarda sadece analiz yapıp kod yazmayı içeriyordu ama proje sahipleri ile olan yakınlaşmam ve işleri hızlı halletmem çok daha farklı yönlere kaymamı sağladı. Öyleki hiç kimsenin daha evvel yapmadığı işleri sırf metodunu geliştireyim diye bana vermeye başlamışlardı.

10 senelik sözleşme son bulunca, özel sektörde bir firmaya girip artık kendime bir yer edineyim derken, gene bir devlet departmanında iş buldum. Bu sefer işimin adı Teknik İş Analisti. İlginç bir iş olması yanında bana yeni ufuklar da açacak bir iş. Bakalım göreceğiz ne kadar sürecek.

Sizde de iş değiştirmek için bir istek var mı? İş değiştirme aşamasına gelip gelmediğinizi anlamak için bir test yazdım.

İş değiştirme Testi
1- En eski uygulamaları destekleyin diye size mi veriyorlar?
2- Yeni teknoloji sayılabilecek işlerden uzak mısınız?
3- Her problemi olan sizi mi arıyor?
4- Önünüze VB6 kodu verip şuna bir bak diyorlar mı?
5- Takılıp kaldım, kendimi geliştiremiyorum diyor musunuz?
6- Kendinizi memur gibi hissediyor musunuz?
7- Projeler bitmek bilmiyor diyor musunuz?
8- İş problemlerinden fazla alt yapı problemi ile mi uğraşıyorsunuz?
9- Blogunuza uzun süredir yazamadınız mı?
10- Artık değişimin zamanı geldi diyor musunuz?

Eğer yukarıdaki sorulardan 5 veya daha fazlasına evet diyorsanız iş değiştirmek için çalışmalara başlayın. Ama dikkat edin iş değiştirmek diyorum; sektör değiştirmek değil.

Yukarıdaki teste eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak bekliyorum.

Öte yandan firma sahibi iseniz en iyi elemanlarınızın kaçıp gitmesine seyirci kalmayın. Yukarıda ki testi iş veren açısından yorumlarsak
1- Eski uygulamaları tedavülden kaldırın ve yeni teknoloji ile tekrar yazmaya başlayın.
2- Çalışanlarınıza yeni yeknoloji işler veremiyorsanız en azından araçları vererek evde veya iş yerinde araştırma geliştirme yapması için imkan tanıyın.
3- İş tanımlarını iyi belirleyip, elemanların başka problemlerle boğulmalarını engelleyin.
4- Bölük pörçük işler yerine, başlangıcı ve bitişi belli işleri elemanlara verin ve harcanacak zamanı proje planlarında yansıtın.
5- Yeni teknolojileri ofis içinde seminerler düzenleyip tanıtın.
6- Monoton ve sıkıcı işlere 2 kişi atayın ve dönüşümlü olarak işi paylaştırın. Monotonda olsa bu işin yapılması gerekiyor ama bir kişinin bu sıkıcı işle tek başına uğraşmasına gerek yok.
7- Projelerin sonlanması için planların iyi yapılması, proje döngülerinin iyi belirlenmesi, üretilen ürünün piyasaya çıkışından sonra yapılacak işlerin iyi planlanması herkesi rahatlatır. Bitmeyen proje hem firmaya finansal zarar hemde itibar zedelemesi yapar.
8- Firmanın donanım ve network işleri için profesyonel bir adam bulun. Kod yazmanın yanında RJ45 soketlerini takmak, kablo çekmek hiç hoş olmuyor.
9- Bırakın firmada olan biten her şey (belli sınırlar dahilinde, dışarıya ticari bilgileri sızdırmadan) çalışanların bloglarında yazılsın.
10- Bu maddeye yapacağınız tek şey, kişiyi başka değişik bir projeye atamak olabilir ama değişimin zamanı geldi diyen çalışanı hiç kimse tutamaz.

Firma sahiplerine tavsiyeleriniz varsa yorum olarak bekliyorum.

Sonbahar ve Kış 2013


Evet, bir peynir sezonunu daha kapattık. Bu sene işlerimin yoğun olması nedeni ile gelen sütün çoğunu taze olarak tükettik. Zaten evden uzak olunca fazla birşey yapılmıyor. Sydney’de iş bulduktan sonra sadece hafta sonları Canberra’da oluyordum ve peynir yapacak zaman neredeyse yoktu. Araya sıkıştırdığım beyaz peynirler, bir kaç camembert ve bir mavi küflü peynir o kadar.

İstatistiklerden gördüğüm kadarı ile Çeçil peyniri en öne çıkmış. Beyaz peynir ve Sucuk tariflerinden sonra bu peynirin öne çıkması güzel. Demek ki peynir yapan kişiler farklı peynirleri de denemeye başladılar. Çeçil peynirinin uzatma katlama aşaması için bir video çekmeyi düşünüyorum.

Bu kış peynir dolaplarımı elden geçireceğim. Dolapların iyice temizlenmesi gerekiyor. Sıcaklık ve nem ayarlarının kontrolü ve temizlenmesi var. Kalan peynirleri rendeleyip pizza ve çorbalarda kullanacağız.

İşe güce konsantre olunca hobiler de biraz geri planda kaldı. Güney Yarımküre de Sonbahar ve Kış mevsimine doğru giderken, kışlık ekilecek şeyleri de nihayet ektim. Ön tarafa 3 adet daha sebze bahçesi yaptım. Kompost bidonlarından çıkan kompost, yaprak küfü, ağaç dalları, mantar kompostu ile bir toprak hazırlayıp yerleştirdim. Üzerine Brüksel lahanası, brokoli, ıspanak ve Çinlilerin dükkanından aldığım hardal gibi bir şey ektim. Çin marketlerinde gezerken ilginç tohumlara rastlıyorum. Tabii hemen alıp denemek gerekiyor 🙂

Evin önünde işgal ettiğim alan ve 3 yeni sebze yetiştirme bölümü

Buradaki toprak su-fobik. Ne kadar sularsan sula, alt tarafa su geçmiyor. Organik maddeyi arttırarak ve çeşitli sulu gübreler kullanarak buradaki toprağı rehabilite etmeyi deneyeceğiz. Zamanla olacak bir şey. Ayrıca eğimli bir yüzey olduğu için enlemesine hendekler açıp içlerini ağaç dalları ile doldurdum. Bir nevi mikro-hügelkultur oldu yani.

Bu sene yetiştireceğim ilginç bir sebze Romanesko Brokoli. Başarılı olabilirsem şöyle bir şey olacak.

Benim gibi yazılım mühendisi bir adamın bu sebzeyi yetiştirmesi kaçınılmaz. Zaten tohum paketini görünce hemen atladım üzerine. Altın Oran, fraktal, fibonacci her şey var bunda :-), geometri dersi gibi sebze.

Arka tarafda ise patateslerden kalan yere sarımsak ve bezelye diğer bir alana da havuç ektim. Maydanoz, bazil, dere otu zaten her yerden çıkıyor. Patateslerin yerine, arkada görülen saman balyalarını, at gübresi, patateslerin ve domateslerin bitkilerini karıştırarak harmanlayıp bir tepe yaptım. En yeşilleri en alta gelecek biçimde bir tepe oldu. Tepenin bir tarafına sarımsak diğer tarafına kış bezelyesi ektim.

Böyleydi…
Böyle oldu, yandaki saksılarda ise soğan tohumları var.

Kış mevsimine yaklaşırken topladığımız patateslerin yarısı kullanıldı. Kırmızı elmalar bitti, yeşil elmalar ise yarısı bitti diğer yarısı henüz ağacın üzerinde duruyor. Bahçede semiz otu, Pak Choi isminde bir Çin sebzesi ve bazı marullar hala duruyor. Tohuma gidip serpilsinler diye bıraktım.

Geoff Lawton’un hazırladığı Şehirde Permakültür (Urban Permaculture: The Micro Space) videosunu seyrettikten sonra toplam 64 metrekarede neler yapılabileceğini daha iyi kavradım. Benim alanım biraz daha geniş. Demekki daha fazla yapmam lazım. Tabii çok iyi mikro yönetim gerektiriyor. Meyva ağaçlarının budanması, yiyecek ormanı mantığı ile her bitkinin toprağa malç olarak dönmesi, yağmur suyunun depolanması güneşin yönüne göre tasarlanmış bir permakültür bahçesi; inanılmaz biçimde ürün veriyor.

Arılardan bu sene bal almıyorum. Toplam iki petek almıştım ama gazetelerde çıkan haberlerle anladım ki bu sene bizim buradaki şehir arıcıları da hiç bal alamamışlar, sebebi yağış olmadığı için açmayan okaliptus ağaçları. Bu sene kendi hallerine bırakıyorum. Yeşil kovandaki genç koloniyi iyice besledim. Girişleri daralttım. Şu anda herkes mutlu görünüyor. Bakalım kışı nasıl geçirecekler. Sonbahar ortasına geldik ama havalar oldukça iyi gidiyor. Halen daha polen akımı var.

Langstroth, 4 katlı olarak kışa giriyor
Langstroth kovanıma Perone usulü bakıyorum. Katlar sürekli kalacak. Alttaki iki kata dokunmuyorum. Belki ek olarak bir kraliçe teli koyabilirim. Şu anda en üst katta bile yumurta var. Zamanla kraliçenin aşağıya ineceğini tahmin ediyorum.

Beyaz kovan 

Beyaz kovanımız bahçenin en az güneş alan yerinde. Buna rağmen en erken bunlar kalkıyor. Şu anda balları sırlamaya başladılar. Kovanın etrafı çok güzel kokuyor. Bu kış çatısını tekrar boyamam gerekecek. Yerdeki plastik kutuda arılar için su ve üzerinde şişe mantarları var.

Yeşil kovan
Yeşil kovan kışı geçirip bahara çıkabilecek mi bilmiyorum. Beslemesini yaptım. Yerini sıkıştırıp, deliklerini daralttım. Durumu iyi gözüküyor. Kovanın izolasyonu iyi. Anasını da nihayet son kontrollerde gördüm. Sağlıklı bir anası var. Sürekli güneş gören bir yerde duruyor ve soğuk havalarda bile aktif.
İşte böyle sevgili okuyucum. Sen neler yaptın, kış mevsimini nasıl geçireceksin?

Hayat Kısa


Dikkat: Ağzınızın suyu feci şekilde akabilir, klavyenizi koruyun. Eğer perhiz filan yapıyorsanız resimlere bakmayı tavsiye etmiyorum. :-))

Yaptığımız hellimler tavada kızarmakta

Mavi küflü Camembert penyirleri yemeye hazır

Kars Gravyeri dolapta olgunlaşıyor. Arada bir çıkarıp sevmek gerekiyor

Camembert peynirleri terleme kabında

Tulum, bu çok güzel omuştu

Mavi küflü Camembert peynirleri terleme kabında

Lor

Pizza

Lorlu poğaçalar

Yoğrulmayan ekmek

Ustam Uğur su böreklerini tarihe geçiriyor.
Su böreği

Başka bir ekmek, arkadaki kediye dikkat. 

Ev yapımı macar salamı. Tadına doyum olmaz.

Bahçe malı

Nefis kabaklar
Tütsü fırını çalışıyor

Tütsü fırınından yeni çıkmış akşam yemeği

İspanyalı Çiftçi ve Et Kürlerken Kullandığı Meteor


İspanyalı çiftçi Faustino Astensio Lopez, 30 yıl önce topraklarını işlerken bir kaya parçası bulur. Oldukça ağır olan bu kayayı et kürlerken ağırlık olarak kullanmaya karar verir. Kaya aslında demir bir parçadır. Gel zaman git zaman kürlenen etler ile birlikte kaya parçası da evin bir eşyası haline gelmiştir. Neredeyse 100 kiloluk bu demir parçası 30 yıldır et kürlerken ağırlık olarak kullanılmış.

Bir gün televizyonda İspanyada ki meteor yağmurlarından bahsedildiğini duyan Lopez, elindeki demir kayayı test ettirir ve bingo; kaya aslında bir meteordur ve değeri 5 milyon Amerikan dolarıdır.

Bende olsaydı bu meteordan bıçak seti yaptırırdım. Birde samuray kılıcı tabii ki. Lopez ailesi henüz ne yapacağına karar verememiş.